Toplu Zararlarda İhtiyari Dava Arkadaşlığı (HMK m.57) ve Davaların Birleştirilmesi
Aynı olaydan zarar gören birden fazla kişi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 57. maddesi gereğince tek dilekçede birlikte dava açabilir ama bu bir zorunluluk değildir. Anayasa Mahkemesi'nin 17 Haziran 2025 tarihli, E.2024/237, K.2025/137 sayılı kararıyla birleştirme kararının diğer mahkemeyi bağlayacağına ilişkin ibare iptal edilmiş, kanun koyucu ise 7589 sayılı Kanunla bu bağlayıcılığı birleştirme kararının kesinleşmesi şartına bağlayarak yeniden düzenlemiştir. Bu nedenle ayrı açılan davaların sonradan birleştirilmesi, kesinleşmeyi beklemeyi gerektiren daha uzun bir yol haline geldi.
Örneğin, şehirlerarası bir yolcu minibüsü yolun kenarına savrulup devrildiğinde araçtaki yedi yolcudan beşi değişen derecelerde yaralanabilir. Bu beş kişi, aynı kazadan kaynaklanan tazminat alacağı için ayrı ayrı mı dava açmalı yoksa tek bir dilekçede birlikte mi hareket etmeli? Bu sorunun cevabı, davanın ilerleyen aşamalarında kimin hangi mahkemede yargılanacağını ve sürecin ne kadar süreceğini doğrudan etkiler.
Zarar Görenler Ayrı Ayrı mı Dava Açmalı, Birlikte mi?
Hayır, birlikte dava açmak zorunlu değildir. Aynı haksız fiilden zarar görenler isterlerse HMK m.57/1-c kapsamında ihtiyari dava arkadaşı olarak tek dilekçede dava açabilir, isterlerse her biri kendi avukatıyla bağımsız dava yoluna gidebilir. Kanun burada bir tercih sunar, bir yükümlülük dayatmaz.
Bu durumun istisnası, zorunlu dava arkadaşlığıdır. Maddi hukuk ilişkisinin niteliği gereği, taraflardan birinin katılımı olmadan sağlıklı bir hüküm kurulamayacaksa kanun bu kişilerin birlikte dava açmasını şart koşar. Ancak aynı trafik kazasından, iş kazasından veya tıbbi müdahaleden ayrı ayrı zarar gören kişilerin tazminat talepleri bu istisnaya girmez. Her birinin zararı, kusur payı ve talep ettiği miktar kendine özgüdür, bu nedenle kanun onları birlikte dava açmaya zorlamaz.
Minibüs örneğimizde beş yaralıdan üçü aynı dilekçede dava arkadaşı olmayı seçerken, diğer ikisi farklı bir avukatla kendi davasını açmayı tercih edebilir. Her iki yol da usulen geçerlidir. Dava arkadaşlığının asıl değeri, aynı kaza, aynı kusur oranı ve aynı delil setine dayanan davaların tek bir dosyada görülmesiyle hem yargılamanın tutarlılığını artırması hem de tanık ve bilirkişi incelemesinin tekrar tekrar yapılmasını önlemesidir.
Dava Arkadaşlığı Kurulsa da Her Davacı Kendi Davasının Sahibidir
Evet, ihtiyari dava arkadaşlığında taraflar aynı dilekçede yer alsa da hukuken birbirinden bağımsız sayılır. HMK m.58 bu bağımsızlığı açıkça korur, yani dava arkadaşlarından birinin yaptığı veya yapmadığı usul işlemi diğerini bağlamaz.
Minibüs örneğine dönersek, yaralılardan biri kaza sorumlusuyla arabuluculuk sürecinde anlaşmaya varıp dosyasını kapatabilirken, diğer ikisi mahkemedeki tazminat talebini sürdürebilir. Biri davasından vazgeçse bile geri kalanların davası aynen devam eder. Bu bağımsızlık, dava arkadaşlığını riskli değil esnek bir araç haline getirir.
Bu bağımsızlığın bir başka görünümü, delil ve savunma stratejisinde ortaya çıkar. Dava arkadaşlarından biri belirli bir tedavi gideri için fatura sunarken diğeri farklı bir kalem için rapor sunabilir, biri kusur oranına itiraz ederken diğeri itiraz etmeyebilir. Mahkeme, her dava arkadaşının talebini kendi delili üzerinden değerlendirir. Dolayısıyla tek dilekçede yer almak, hiçbir davacının kendi hukuki tercihinden feragat etmesini gerektirmez.
Ayrı Açılan Davalar Sonradan Birleştirilebilir mi? Anayasa Mahkemesi Ne Değiştirdi?
Evet, birleştirme hâlâ mümkündür ama 2025 tarihli bir Anayasa Mahkemesi kararı ve ardından 2026'da yapılan kanun değişikliği bu yolun işleyişini değiştirdi. HMK m.166, aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülen ve aralarında bağlantı bulunan davaların tek dosyada birleştirilmesini düzenler. Eski düzenlemede, aynı yargı çevresinde verilen birleştirme kararı, ilk davanın görüldüğü mahkemeyi otomatik olarak bağlıyordu.
Anayasa Mahkemesi, E.2024/237, K.2025/137 sayılı ve 17.06.2025 tarihli kararıyla HMK m.166/1'deki "...ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar" ibaresini kanuni hâkim güvencesine aykırı bularak iptal etti. Karar, 25 Eylül 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. İptalin yarattığı boşluk, 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanunla dolduruldu: artık ilk davanın açıldığı mahkeme, birleştirme kararı kesinleştikten sonra bu kararla bağlıdır ve aynı yargı çevresindeki birleştirme kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
Minibüs örneğimizdeki beş yaralıdan üçü Aydın'da, ikisi İzmir'de ayrı dava açmış olsaydı, birleştirme İzmir mahkemesinden talep edilebilir ve Aydın mahkemesi ancak bu karar kesinleştikten sonra onunla bağlı olurdu. Kesinleşmeyi beklemek, sürecin uzamasına yol açabilecek bir unsurdur.
Kanun koyucu bu boşluğu 7589 sayılı Kanunla doldurdu ve aynı yargı çevresindeki birleştirme kararlarına karşı yalnızca istinaf yolunu öngördü. Ancak bağlayıcılık artık kararın kesinleşmesine bağlı olduğundan, istinaf incelemesi sürdüğü sırada dosyalar ayrı ayrı yürüyebilir ve birleştirme talebinin sonuçlanma süresi dosyadan dosyaya değişebilir. Bu da toplu zarar davalarında öngörülü bir strateji kurmanın önemini daha da artırıyor.
Toplu Zarar Davalarında Doğru Strateji Nedir?
Kanaatimce toplu zarar olaylarında en güvenli yol, davayı baştan ihtiyari dava arkadaşlığıyla tek dilekçede açmaktır. Sonradan birleştirmeye güvenmek, birleştirme kararının kesinleşmesini ve olası istinaf incelemesini beklemeyi gerektirdiğinden daha uzun ve öngörülmesi güç bir seçenektir.
Birleştirme mahkemenin takdirine bağlı olduğundan ve talep reddedilebileceğinden, ayrı mahkemelerde açılan davalarda aynı kaza için farklı kusur oranı veya tazminat miktarı çıkma ihtimali her zaman vardır. Baştan dava arkadaşlığı kurmak bu riski tamamen ortadan kaldırmaz ama delil toplama ve bilirkişi incelemesinin tekrarını önleyerek süreci daha tutarlı kılar.
Elbette bir itiraz akla gelebilir. Dava arkadaşlarından birinin zararı çok ağır, diğerininki hafifse, tek dilekçede olmak tazminat miktarını birbirine karıştırır mı? Hayır, çünkü HMK m.58'deki bağımsızlık ilkesi her davacının kendi zararını kendi delilleriyle ispat etmesini güvence altına alır. Dolayısıyla tek dilekçede dava arkadaşı olmak, bireysel zarar hesaplamasını etkilemez, sadece usuli bir birlikteliktir.
Baştan birlikte dava açmanın pratikteki bir diğer faydası, harç ve masraf yönetimindedir. Her davacı kendi talebi üzerinden nispi harç öder, ancak tek dosyada görülen bir dava, duruşma sayısını ve avukatlık süresini azaltarak zarar görenlerin zaman ve emek kaybını sınırlar. Ayrı mahkemelerde yürüyen beş dosyanın her biri için ayrı duruşma günü, ayrı bilirkişi incelemesi ve ayrı itiraz süreci işletmek, hem taraflar hem de yargı sistemi için gereksiz bir tekrara dönüşür.
Toplu bir olaydan zarar görmüş birden fazla kişi için atılacak ilk somut adım, dava dilekçesi hazırlanmadan önce zarar görenlerin bir araya gelip kimin hangi mahkemede ve kimlerle birlikte dava açacağına karar vermesidir. Bu tercih netleşmeden hazırlanan bir dilekçe, sürecin ortasında dava arkadaşlığının dağılması veya birleştirme talebinin sonuçsuz kalması gibi gecikmelere yol açabilir.
⚠️ Yasal Uyarı
Bu blog yazıları genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut durumunuz için bir hukuk uzmanına danışmanız önerilir.
Son güncelleme: Ekim 2026




Yorumlar